Bedenin Sağlıklı İşleyişi ve Bu İşleyişe Etki Eden Süreçler

Kadin sagligiyla ilgili konular basta olmak uzere sindirim, ureme ve sinir sistemleri uzerinden ilerleyen bir masaj ve manuel terapi teknigi olan Arvigo® Terapisinin bedene butuncul sifa saglamayi amaçladığını, kan, lenf, sinir ve enerji akisini açtığını ve boylece icdengeyi düzenlediğini hep anlatıyorum danışanlarıma ve çevremdekilere.

Idrar yollari enfeksiyonlarindan, menslerde pihtilara, mens esnasinda asiri kanamalara, tekrarlayan dusuklere, zor dogumlara, agrili menslere, rahim sarkmasi, endometriosis, fibroid, kist ve basagrilarina, gec-erken-duzensiz menslere, bel agrilarina, menopoz semptomlarina, yumurtlamaya, pms’e, pelvik agrilara, polikistik over sendromuna, vajinal enfeksiyonlara, varislere, erkeklerde prostat, ereksiyon, idrar yollari sorunlarina, sindirim sorunlarina, rahatsiz bagirsak sendromuna, ishal ve kabizliga, refluye, besin alerjilerine, gecirgen bagirsak sendromundan dogurganlik sorunlarina ve kadinlari hamilelikleri surecinde desteklemeye kadar uzanan turlu konularda Arvigo® Maya Abdominal Terapi Teknikleri’nin sifasi icin calisabiliyoruz diyoruz.

Peki ama bedende neler olup bitiyor da enfeksiyonlar, ağrılar, tıkanıklıklar, kistler, yaralar gelişiyor? Ve tüm bunları çözebilmek için Arvigo® Terapisi nasıl çalışıyor?

Önce Yunanistan ve sonrasında da İtalya’da aldığımız eğitim toplamda 10 gün sürdü. Bu 10 günde terapi tekniği öğrenmenin yanı sıra ciddi boyutta da anatomi ve biyoloji öğrendik. Dönüşte de elimizde yaklaşık 300 sayfalık bir rehber kitabımız oldu. Aşağıda paylaşacağım bu uzun yazı da, enstitümüz ve hocalarımızın izniyle o kitaptan alınan bölümler. Benim neo-cortexim hep neyi neden yaptığını, neyin nasıl işe yaradığını ya da sorun yarattığını bilmek ister. Bu eğitim de o anlamda beni oldukça besledi. Arvigo® Terapisinin bu anlamda masajdan öte bir terapi tekniği olduğunu ve ne şekilde bedene kendi sağlığını sağlamakta yardım ettiğini de en iyi bu yazıyla aktarabileceğimi düşündüm. Bedenin çalışma mekanizmalarına ilgiliyseniz yazıdan keyif alacağınızı düşünüyorum.

İyi okumalar…

Doğal Yaşam Gücü vücutta beş ayrı kanalda dolaşır: atardamarlar, toplardamarlar, lenfler, sinirler ve chi. Homeostaz bu güçlerin birbiriyle uyum içinde akması, yani iç dengedir. Vücut kendi kendini düzenleyecek, iyileştirecek ve tamir edecek şekilde tasarlanmıştır. Bu doğal sağlık durumu Doğal Yaşam Gücü’nün bu beş kanalda tıkanmadan ve serbestçe akabilmesine bağlıdır.

DİYAFRAM

Diyafram göğüs boşluğunu karın boşluğundan ayıran, kubbe biçimli, kaslı-lifli bir septumdur.

Diyaframda göğüs ve karın boşluğu arasında aort (ana atardamar), yemek borusu ve vena kava (ana toplardamar) yapılarının geçişine izin veren üç açıklık vardır. Diyaframın sinir donatısı C-3, 4 ve 5’in bir dalı olarak frenik sinir tarafından sağlanır.

Diyafram kasıldığında ya da sıkıştığında, aort, yemek borusu ve vena kava yapıları optimal olarak çalışamaz. Bu sitemlerin serbest akışı olmadığında organlar da optimal olarak çalışamazlar. Homeostaz ve hemodinamik zarar görür.

Diyafram sıkışmasının birincil sebebi duygusal sıkışmalardır. Ayrıca diyaframı aşağı çeken bir organ tıkanıklığı durumu da gerginliği arttırabilir. Tıkanmış, ağır bir karaciğer frenik bağlantıları aşağı çekecektir. Servikal omur (boyun) ve kaburga kaymaları frenik sinir ve plevra (akciğer zarı) ligamentleri aracılığıyla diyaframı etkiler. Torakolomber vertebra (sırt ve bel omurgası) da diyafram bağlantılarını etkiler. Dokuları yağlanmış karın içi organların diyaframı normal pozisyonundan aşağı çekiştirdiğini düşünün. Nefes, sindirim ve yiyeceklerin özümsenmesi zorlaşacaktır.

Diyaframdaki sıkışma tüm organ ve dokulara ulaşan beş yaşamsal akış sistemini sınırlandırır.

Bu teknikler üst karın bölgesine uygulandığında kişiler tüm sindirim, üreme ve solunum organlarında çeşitli faydalar görecek ve genel sağlık ve sıhhatlerinde iyileşme yaşayacaklardır.

HOMEOSTAZ VE HEMODİNAMİK

Hemodinamik kan dolaşımının dinamiklerini inceler. Organlara besin maddeleri, hormonlar ve oksijen taşıyan atardamarlardaki dinamik kan akışının önündeki engelleri ellerimizi kullanarak kaldırdığımızda hastaların vücutlarında mucizevî denebilecek sonuçlar alınabildiğini gördük. Rahim, pelvis içinde olması gerektiği yere geri döndüğünde toplardamar içinde birikip çamurlaşmış kan boşaltım organlarına gider ya da bir sonraki menstruasyon ile atılabilir. Sindirim organları birikmiş patolojik kalıntılardan temizlendiklerinde artık katı maddenin bozunarak hücre gıdasına dönüşümünün her aşamasında tam olarak gereken miktarlarda enzim salgılayacaklardır.

Homeostaz kelimesi “iç denge” anlamına gelir. Canlı organizmanın birbiriyle ilişkili çeşitli mekanizmalarının kontrolünde gerçekleşen ayarlamalar aracılığıyla istikrarlı bir durumu koruyabileceği iç ortamı düzenleme özelliğidir. Homeostaz sayesinde vücutlarımız kendilerini içerde ve dışarıdaki değişken koşullara uyumlandırabilirler.

DOLAŞIM SİSTEMİ

dolaşım

Yanlış konumdaki rahim, tıkanık prostat ve sindirim yolu rahatsızlıklarının uzun belirtiler listesinin altında yatan esas sebep karın bölgesinde sıvıların ve enerjinin akışını engelleyen direnç ve blokajlardır.

Dolaşım, kanın dokularımıza kapalı bir devre oluşturacak şekilde sürekli girip çıkmasını sağlayan doğal sıvı dinamiğidir. Yeni oksijenlenmiş atardamar kanı, ciddi bir basınçla ve aort yoluyla kalpten çıkar ve akciğer hariç tüm organlara dağıtılır. Kan aşağıya doğru, göğüs atardamarı ile pelvik organlara taşınır, toplardamar sistemi ile geri döner ve devreyi tamamlar. Toplardamar sistemi karbondioksitin ve dokulardaki metabolik atıkların kalp ve akciğerlere taşınmasından sorumludur.

Atardamar akışı: Atardamar sistemi oksijen, plazma proteinleri, hemoglobin, hormonlar, mineraller, vitaminler, beyaz kan hücreleri, glikoz, amino asitler ve suyun vücuttaki tüm hücrelere ulaşmasını sağlar.

Mide, karaciğer, safra kesesi, dalak, pankreas, incebağırsak, kalınbağırsak ve kolona giden atardamar kanı, diyafram kasına T12-L1 bölgesinden giren ve bu organlara ulaşmak için birkaç kez çatallanan İnen Göğüs Atardamarı (DTA) ile taşınır.

Kanın taşınmasındaki yetersizlikler dokularda işlev bozukluğu, ağrı ve hatta doku ölümüne (nekroz) sebep olabilir.

Rahim, vajina ve fallop tüplerine atardamar kanı sağlanması iç iliak atardamar, iç pudendal atardamar ve rahim damarlarının görevidir. Yumurtalıklara gelen kan diyaframın hemen altında karın atardamarından ayrılan kollarla sağlanır. Prostata gelen atardamar kanı da yine iç iliak atardamar, iç pudendal atardamar ve alt mesane atardamarı tarafından sağlanır.

Rahim konumu ya da prostat büyüklüğünde bir değişiklik olduğunda organlara giden kan miktarı azalabilir ve bu da işlev, oksijen, hormon ve yapısal istikrar kaybına sebep olabilir. Prostat yapılarının yeterli beslenememesi şişkinliğin ve toksik tıkanıklığın artmasına ve prostat ve safrakesesinde hastalıklara sebep olabilir. Vücuttaki tüm ligamentler gibi rahim ligamentleri de beslenmek için etraflarındaki sıvı akışlarına bağımlıdır.

Bu ligamentler yanlış duruş, kısa aralıklarla hamile kalmak, sakatlanmalar ya da çok çeşitli başka etmenlerle hasar görebilirler ve sonuç rahim tıkanıklığı olur. Prostat ligamentleri küçüktür fakat salgı bezinin şişmesi ve kan sağlayan atardamarlara basınç yapması sonucunda yetersiz kan akışından aynı şekilde etkilenir.

Toplardamar akışı: Toplardamarlar oksijensiz kan, atık maddeler ve karbondioksiti doku ve hücrelerden uzaklaştırırlar. Karbon dioksit ve atık ürünlerin biriktiği yerlerde dokularda zararlı asitler birikir ve organlarda ve/veya bunları çevreleyen dokularda hasar ve işlev bozukluklarına yol açar.

Dişi pelvisi rektumu, safrakesesini, vajinayı, rahmi ve yumurtalıkları çevreleyen karmaşık bir toplardamar yapısına sahiptir. Vajina ve rahimdeki kan üst iliak toplardamarlar tarafından uzaklaştırılır, iç iliak toplardamara, dış iliak toplardamara, sağ ve sol toplardamarlara ve son olarak vena kavaya akar. Yumurtalık toplardamarları doğrudan sağ taraftaki vena kavaya akar. Sol yumurtalık toplardamarı dik bir açıyla böbrek toplardamarına girer. Bu iç içe geçmiş damarlar vücudun diğer tüm bölgelerinden daha çok tıkanıklığa maruz kalırlar.

Pelvik pleksuslarda nispeten daha az kapakcık olması iki yönlü kan akışına izin veren kolleteral dolaşıma katkıda bulunur. Bu da pelvik toplardamarların genişlemesi ve organlarda varis oluşma olasılığını arttırır ve tıkanma ve durgunluğa yol açar. Bu toplardamar tıkanıklıkları ise rahmin büyümesine, pelvik ağrılara, ağırlık hissine ve endometriyumun kalınlaşmasına sebep olur. Yumurtalıklarda varisleşen toplardamarlar menstrual döngüde düzensizliklere sebep olur çünkü yumurtalıklar östrojen ve progesteronu optimum düzeyde üretebilmek için yeterli kan alamazlar.

Pelvik tıkanıklık rahim ligametlerinde, fallop tüplerinde ya da prostat ve skrotum toplardamarlarında varisleşmeye sebep olabilir. Her iki cinste de pelvik ağrılar için başka bir bariz patolojik sebep bulunamadığında genellikle pelvik tıkanıklık mevcuttur. Bir araştırmada kronik pelvik ağrıları olan ve laparoskopide başka bir patoloji bulunamayan kadınların %91’inde, geniş ligamentler ve yumurtalık pleksusunda, ancak damar röntgeni ile görülebilen toplardamar genişlemesi ve damar tıkanıklığı bulunmuştur. Uyluk bölgesindeki varisleşmeler bu pelvik tıkanıklığa işaret etmiştir (Chronic Pelvik Pain, Steege, Metzger ve Levy).

Rahim merkezde ve optimal konumda olduğunda toplardamar akışı serbesttir, atık maddelerin ve asitlerin pelvik kâseden verimli bir şekilde uzaklaştırılmasını sağlar. Benzer şekilde erkeklerde prostat tıkanıklığı olması halinde aynı etki pelvis ve bacaklardan yukarı çıkan toplardamar akışında da görülecektir.

LENF SİSTEMİ

lenf sistemi

Lenf düğümleri, damarları ve dalak, bağışıklık sisteminin çevresel yapılarıdır. Lenf düğümleri en yoğun olarak başta, boyunda, koltuk altında, karında, pelviste ve kasıkta bulunan bir kanallar şebekesi üzerinde yer alırlar. Düğümler kanda dolaşan antijenleri uzaklaştırmaya ve yok etmeye yardımcı olurlar. Lenf sistemi bakteri, virüs ve diğer patojenlere karşı vücudun en önemli savunma mekanizmasıdır. Önemli görevlerinden biri de vücudun normal yenilenme döngüleri içinde ölen hücreleri uzaklaştırmak ve eritmektir. Lenf kelimesi su tanrıçası ya da su anlamına gelen Latince –lympha kelimesinden türetilmiştir.

Bu sistem vücudun çöpçüsü olarak iş görür ve bağışıklık ürünleri ve malzemelerinin üretildiği bağışıklık sistemi ile yakın işbirliği içindedir.

Lenf, kan plazmasına benzeyen bir sıvı, beyaz kan hücreleri (alyuvarlar) ve antijenler içeren ve dokuları yıkayan, berrak bir sıvıdır. Lenf sıvısı vücudun hücrelerarası boşluklarından çıkar ve çok ince sızıntılar daha geniş akıntılara dönüşerek sonuçta göğüs kanalına akar ya da göğüs kafesinin mediyastinindeki toplardamar kanallarına boşalır ve kana karışır. Kılcal damarlar tek tek hücrelere ulaşıp büyük atık madde moleküllerini ememedikleri için bu temizlik işini lenf sıvısı yapar.

Kasığın iki tarafında da bulunan inguinal lenf düğümleri bacaklardan lenf sıvısı toplar. Pelvik kâsedeki derin lenf düğümleri tıkandığında bu yüzeysel lenf düğümleri de tıkanabilir, sertleşebilir, ağrıyabilir ve şişebilir.

Organların uyguladığı baskı, kasların kasılması ve hatta kasık ve karın bölgesini sıkıştıran dar giysiler (kot pantolon ve korseler gibi) lenf kanalları, atardamar ve toplardamarların akışını kısıtlar. Normal lenf akışının kısıtlanması patolojik atıkların birikmesine sebep olur ve bu sıvı etrafında olduğu şeyi tahriş edip iltihaplandırır. Bu da etraftaki organlar ve dokulara hastalıklarla savaşacak temiz lenf sıvısının ulaşmasını engeller.

Lenf akışı kısıtlandığında dokular asitleşir ve toksik atıklarla dolar. Hassas rahim dokularında asitliğin artması kramplara, kas spazmlarına ve ağrılı menstruasyona sebep olur. Sırt kaslarında asit birikimi bel ağrılarına, kalpte asit bikrimi kalp krizine ve bağırsaklarda birikimi spastik kolona sebep olur. Stres altındaki dokular dejenere olur ve iltihaplanır, bu da kanser dâhil çoğu kronik hastalığın esas sebebidir.

SİNİR SİSTEMİ

23261271-Illustration-of-the-female-nervous-system-Stock-Vector

Sinir sistemi tüm bedensel işlevleri koordine ederek hem iç hem de dış ortamdaki değişikliklere uyum sağlayabilmemizi sağlar.

Çevresel sinir sistemi (PNS) kafatası sinirleri, omurilik sinirleri ve otonom sinir sisteminden oluşur. 12 çift kafatası siniri ve 31 çift omurilik sinir vardır. Her omurilik siniri bir duyu nöronu ve bir motor nörondan oluşur ve dermatom denen belli vücut bölgelerine ve bu bölgelerden mesajlar taşırlar.

Otonom sinir sistemi (ANS) iç organlara giden tüm sinirleri sağlar, bunlar beyin sapından ve nöroendokrin düzenleyici merkezlerden gelen mesajları iç organlara taşırlar. Sempatik (torakolomber) ve parasempatik (kraniosakral) sistemler bu sistemin ana bölümleridir. Bu sistemler birbiriyle uyum içinde çalışırlar. Bir sistem bir organı, kası ya da salgı bezini çalışması için uyardığında diğeri bir eylemi engelleyecektir.

Beyin yüzlerce homeostaz işlevini eş zamanlı olarak yöneten bir bilgisayar gibidir. Beyinden omurgaya ve oradan da organ ve salgı bezlerine ulaşan sinir hücreleri, beyne her hücredeki yükseliş, düşüş ve dengesizlikleri bildiren kimyasal ve elektrik sinyalleri taşırlar. Bu sinyaller, hangi hormonu ne zaman göndermek gerektiğini ve fazla asidik hale gelme riski altındaki dokulara kaç tane tampon taşınacağını bildirir.

Sinir kanalları diğer organlar, kas spazmlarıyla ya da bel ve sakral bölgelerde görülen sinir kökündeki yara dokuları nedeniyle sıkıştırılabilir. Bu yaşandığında biyolojik etkinlikler zayıflar ya da düzensizleşir. Toplardamar ya da lenf durağanlığı dolayısıyla vücudun herhangi bir yerinde asit ve karbondioksit birikimi sinirleri tahriş eder ve beyne net sinyaller gönderilmesini engeller. Bu da kesintili sinyallere ve sinirlerin az çalışmasına sebep olabilir.

Atardamarlar çaplarını ve kaslı duvarlarının kasılmasını düzenleyen sinir sisteminin doğrudan etkisi ve kontrolü altındadır. Yerel olarak dolaşımda bir değişiklik sonucu oluşan yüz kızarması, duygusal durumlar ve uyaranlara karşı sinir sisteminin verdiği bir tepkiyle oluşur. Korku ve aşırı endişe durumunda ise cildin solgunlaşması, yine dolaşımda yerel bir değişikliğin sonucudur ve küçük atardamarlara kan gönderen sinirlerin aşırı uyarılması, dolayısıyla kasılması ve kan akışını durdurması nedeniyle oluşur.

Sinir uyarılarının ateşlenmesi kimyasal bir aracıya bağlıdır. Bu aktarıcı madde sinirin sinapsından geçer ve aksondaki bir alıcıyı uyarır. Hücrelerin arasında elektrolitler akar, hücre içine potasyum girişi ve hücreden kalsiyum çıkışı olur ve kimyasal bir denge sağlanır. Fakat sinirin etrafındaki ortam asidik ise sinir yeterince oksijen alamaz. Sinir uçlarına giden oksijen azaldığında asit birikimi olur. Bu da sinir tahrişine sebep olur ve normal ateşleme mekanizmasını bozar. Beyne dokulardaki asit/baz dengesiyle ve hormon üretimiyle ilgili yanlış bilgiler gider.

Büyük bir şehirde iletişim araçlarının çöktüğünü hayal edin. Sokaklar çöp dolu ve bu çöpler yüzünden yollar kapalı. Asiler kargaşa çıkarmaya başlıyorlar ve polis müdahale etmeye çalışıyor. Çöp dağları yüzünden asilerin evlere ve dükkânlara zarar vermesini engellemek için olay yerine yeterince hızlı varamıyorlar. Dahası iletişim kanalları çöktüğü için polis merkeze mesaj gönderip destek isteyemiyor. Asiler özgürce yakıp yıkıyorlar ve güvenlik güçleri tarafından kontrol altına alınamıyorlar.

İnsan bedeni de buna benzer. Dolaşım sisteminden ve organlardan beyne ulaşan bir iletişim döngüsü vardır. Beyin güvenlik güçlerini yönetmek için iletişime ihtiyaç duyar. Eğer tıkanıklık, sıkışıklık ya da toksik birikim varsa geri bildirim döngüsü kesilir. Vücut normal durumunu korumak ya da zararlı organizmaların istilasını kontrol altına almak için ne gerektiğini beyne haber veremez.

Sinir sinyallerini kesintili alan bir organ, sürücüsü sarhoş bir araca benzer. Eklemler etrafındaki kemiksi yapıların yer değiştirmesi sinir uyarılarını olumsuz etkiler. Düşme ya da ciddi bir darbe nedeniyle omuriliğin hasar görmesi bağlantı dokularının yara dokularına dönüştürür. Yara dokuları da sıkışık dokular içinden sinyal göndermeye çalışan sinir uyarılarının kesintili olmasına sebep olur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir