“Seks yaptığımda neden ağrım/acım oluyor?”

Ciddi oranda danışanımdan aldığım soru bu.

Bu soruyu şu cümleler takip ediyor genelde: “Seks neden benim için ağrılı?”, “Sanki içimde birşeye çarpıyor gibi”, “Sadece belli bir pozisyonda seks yapabiliyorum yoksa canım yanıyor”, “Değil penisi, parmağımın ucunu bile dış yüzeye dokunduramıyorum”, “Çok yoğun bir yanma hissi var” ve benzerleri…

Ne yazık ki birçok kadın da bunlara rağmen yıllarca partnerine belli etmemeye çalışarak, “bitse de kalksak” diye bekleyerek acı içinde sevişmeye devam ediyor.  Eminim ki bu acı ve ağrıların yarısını bile yaşasa bir erkek asla partnerinin zevki ve boşalması için dişini sıkıp beklemez. Lakin kadınların hatırı sayılır bir kesmi, seksi kadınlık/eşlik “görevi” olarak gördüğünden, buna şartlandırıldığından bu yoğun ağrı ve acılara yıllarca göz yumuyor. Ya da sessizce çare aramak için uğraşıyor sevişmeye devam ederek. Doktorların büyük bir kısmı da kadınları ya partnerlerinin penislerinin kendileri için büyük olduğunu söyleyip gönderiyor ya da bazı antidepresanlar, anti-anksiyete ilaçları veya kas gevşeticiler yazıyorlar. Çünkü biliyorsunuz herşey kadınların “kafasında/zihninde”.

2 kişinin birlikte yaşayabileceği en keyifli “aktivitelerden” biri olabilecek sevişmenin birçok kadında tam tersine büyük acıların kaynağı olması ve kadınların bu hazzı yaşayamaması gerçekten üzüyor beni. Bu konu ile ilgili ayrı bir eğitime başlamıştım belki hatırlarsınız -14.000 küsür kadını tedavi etmiş dünyaca ünlü bir hocayla- ve Ocak ayında da bireysel seanslar sunmaya başlamayı umduğumu açıklamıştım ancak yoğun iş tempom buna bir türlü izin vermedi. Ancak ben bu konuya kendimi adamaya kararlıyım.  Hızla eğitime devam ediyorum ve birkaç ay içinde bitirmeyi hedefleyip, kadınlara bu konuda da destek olmak için elimden geleni yapacağımı söylemek istiyorum buradan.

Geçen gün türlü ağrı çeşitleriyle ilgili harika bir yazı okudum ve Arvigo seanslarımda zaman zaman danışanlarımla da paylaştığım konuları ve bu ağrıların çeşitleriyle nedenlerini çok güzel bir şekilde toparlamış bir yazıyı sevgili İlknur Urkun’un çevirisiyle sizlerle buluşturmak istedim.

Lütfen bilin ki seks esnasında ve sonrasında ağrılar, acılar normal değil ve tedavi edilebilirler.

Lesli Wakefield’ın yazısı:

“Mayo Clinic, cinsel uyarı ya da vajinal temasla ilişkili ağrılar için “cinsel ağrı bozukluğu” terimini kullanır ve bunu bir tür kadın cinsel işlev bozukluğu olarak sınıflandırır. Bizse daha yaygın olarak ağrılı ilişki için disparöni kelimesini kullanırız. Bu ağrılar birkaç farklı şekilde kendini gösterebilir, içerden ya da dışarıdan hissedilebilir, orgazmı önleyebilir ya da önlemeyebilir ve cinsel aktiviteden sonra bile yaşanabilir.

Ne yazık ki cinsel ilişkide ağrı pek tartışılmayan ya da ciddiye alınmayan bir sorundur. Ağrıların genellikle sebebinin kadının partnerinin onun için fazla büyük olması olduğunu yüzüme karşı söyleyen sağlık profesyonelleri gördüm. Kadınlarda cinsel işlev bozuklukları genellikle ya kaçınılmaz bir “kadınlık sorunu” ya da antidepresan veya anti-anksiyete ilaçları gerektiren bir duygu bozukluğu olarak görülür.

Ağrı hiç de nadir değildir ve tedavi edilebilirdir. Ne kadar çok insanın bel ağrısından, baş ağrısından ya da karın ağrısından şikâyetçi olduğunu bir düşünün. Bu sorunların teşhis ve tedavisi için ne kadar çaba harcandığını hayal edin. O halde neden kadınların cinsel ağrılarını tartışmak ve tedavi etmek konusunda bu kadar açık olamıyoruz? Aşağıda ana hatlarını verdiğim karmaşık anatomimiz ve hormonlar, hamilelik ve doğum, duruş alışkanlıkları ve enfeksiyon ve travma olasılıklarının kombinasyonları düşünüldüğünde pek çok kadının ağrı ya da diğer işlev bozuklukları yaşamasına şaşırmamak gerekir.

Bir fizyoterapist olarak deneyimlerime dayanarak, bazı kadınlar tedaviye başvuruyorlarsa da çoğunluğun ya bunun normal olduğunu ya da tedavi olanakları olduğunun farkında olmadıklarını söyleyebilirim. Hasta kabul formlarında ağrılı ilişki seçeneğine “hayır” diyen ve sonrasında değerlendirme raporuna şaşkınlıkla “Hayatım boyunca ağrı çektim, bunun normal olduğunu sanıyordum!” yazan kaç kadınla karşılaştığımı bir bilseniz.

Şimdi bu kadınların hepsine söylediğim şeyi söyleyeceğim: Himen dokusunun hasar görmesi ya da partnerler arasında çok ciddi bir boyut farkı haricinde, cinsel uyarılma sırasında rahatsızlık asla normal değildir. Hatta o durumlarda bile ağrı kaçınılmaz değildir ve daha fazla travma ve gelecekte de rahatsızlığa sebep vereceği için devam etmesine izin verilmemelidir.

Öncelikle anatomimize bir göz atalım. Kadınların dış genital bölgesi pelvik taban olarak bilinen kaslardan ve bol miktarda sinir, salgı bezi ve diğer yumuşak dokulardan oluşur. Kaslar organları yer çekimine karşı destekler, idrar ve bağırsak hareketlerinin kontrolünü sağlar ve cinsel işlevler yerine getirir. Pelvik tabanda üç ayrı açıklık vardır: üretra, vajina ve anüs. Çok hassas erektil dokulardan oluşan klitoris sadece cinsel uyarı işlevi görür. Klitoris dışarıdan bir yumuşak doku “örtüsü” ile kaplı olup içeriye doğru da genişlemektedir. Labianın (dudaklar) tamamı, dış klitoris ve vajina açıklığı hep birlikte vulva olarak da bilinir. İçerde ise vajina rahme kadar uzanır.

Bu bölge pek çok işlev gören karmaşık bir alandır ve rahatsızlığa sebep olabilecek çeşitli nokta ve sebeplerin olması anlaşılabilir. Ağrı ilk penetrasyonda ya da yüzeysel uyarıda, derin penetrasyonda, orgazm ile ya da orgazmdan sonra yaşanabilir. Burada her biri için bazı olası sebepleri özetleyeceğim.

Pelvik ağrıları değerlendirmekte ilk adım daima bir jinekolog tarafından yapılacak detaylı bir muayenedir çünkü ağrı sebeplerinin hepsi her zaman fizyoterapi ile tedavi edilemeyebilir.

IMG_6532

Yüzeysel Cinsel Ağrılar

Cinsel ağırlar penetrasyon başlangıcında ya da vulva, perine ya da anüse hafif dokunuşlarla yaşanabilir. Yanma, gerilme ya da keskin bir saplanma hissi verebilir. Devam ettiği takdirde cinsel aktiviteyi arttırabilir ya da durdurabilir. Hatta her tür teması engelleyecek kadar yoğun bile olabilir.

Hormonal değişiklikler ya da fizyolojik uyarılma olmaması nedeniyle ıslaklığın azalması penetrasyon başlangıcında ağrıya sebep olabilir (uyarılma hem ıslaklığı hem de genital bölgeye kan akışını arttırır). Atropi olarak bilinen vajinal dokuların incelmesi durumu genellikle menepozla ilişkili hormonal değişimler sonucunda yaşanır ve yeterli ıslaklık yoksa penetrasyonda rahatsızlık ya da hafif kanamaya sebep olabilir.

Aktif enfeksiyonlar vulva ve vajinada hassasiyet ve tahrişe sebep olabilir. Bu enfeksiyonlar akut ya da düşük seviyede ve kronik olabilirler. Enfeksiyon geçtikten sonra bile devam eden tahriş ya da bağ dokusundaki hasar ağrıya sebep olabilir.

Çamaşır deterjanı, pedler ya da tamponlardaki gibi parfüm ve boyalara hassasiyet tahriş ve hassasiyete sebep olabilir. Ayrıca alışılmamış seviyede hassas ciltler ve temas durumunda ağrıya sebep olabilecek cilt rahatsızlıkları olabilir. Vajina girişindeki salgı bezleri şişebilir ve buna vulvar vestibulitis sendromu (vajina girişinde ağrı ve tahriş) olan kadınlarda sıklıkla karşılaşılır.

Yırtılmamış bir himen penetrasyon başlangıcında ağrıya sebep olabilir. Ancak himen dokusunun şekil ve kalınlıklarındaki çeşitlilik ve bir kadının çocukluktan yetişkinliğe yaşamı boyunca bu dokuda değişikliklere sebep olabilecek sayısız aktivite düşünülürse bir kadının ilk cinsel ilişkide penetrasyon sırasında ağrı yaşaması kaçınılmaz olarak görülmemelidir.

Vajina açıklığını kısıtlayan kalınlaşmış himen kalıntıları ya da bağ doku bantları gibi atipik anatomik özellikler de söz konusu olabilir. Travma, doğum sırasında yırtılma ya da epizyotomi sebebiyle vajina açıklığını kısıtlayan yara dokusu söz konusu olabilir.

Pelvik taban kaslarının sıkılığı penetrasyon başlangıcında ağrıya sebep olabilir. Bu ağrı tam vajina açıklığında ya da başka yerlerde olabilir. Kasların istemsiz olarak spazma girerek penetrasyonu engellediği ciddi vakalar vajinusmus olarak bilinir. Bu durum cildin ve kasların aşırı duyarlılığı nedeniyle genital bölgeye hafif bir dokunuşun bile ağrı vermesi ile ilişkili olabilir. Vulvodini ise vulva bölgesinde sebebi bilinmeyen kronik ağrıyı ifade eder. Buna sıklıkla pelvik taban kaslarında sıkılık eşlik eder.

Cinsellikte Derin Ağrılar

Ağrılar sıklıkla derin penetrasyon durumunda bildirilir ve yoğun bir ağrı, kramp ya da partnerin pelviste “bir şeye çarpması” hissi olarak tarif edilebilmektedir.

Penetrasyonda bir şeye çarpma hissi genellikle rahim pozisyonu ile ilgilidir. Rahim bir tarafa yatık olabilir (bu bazı kadınların normal anatomik durumu iken bazılarında bağların sıkılığına, yara dokusuna ya da bağ dokuların yapısına bağlı olabilir). Ayrıca rahim ilişki sırasında rahatlıkla hareket edemiyor olabilir. Vajinanın derinliklerinde vajina ya da rahmin hareketini kısıtlayan yara dokusu bulunabilir. Rahimdeki miyomlar rahmi büyüterek, asimetrik hale getirerek ya da hareketsizleştirerek rahatsızlık olasılığını arttırabilirler. Son olarak bağ doku kısıtlamaları, anormal hücreler için kolposkopi operasyonu gibi cerrahi müdahaleler ya da RIA yerleştirme uygulamasından kaynaklı tahriş nedeniyle servikste hassasiyet olabilir. Bu durumlarda pozisyonu ya da penetrasyon açısını değiştirmek rahatsızlığı azaltabilir ancak ciddi vakalarda rahat bir pozisyon bulunamayabilir.

Bağırsağın vajina kanalına yakınlığı nedeniyle kabızlık ya da bağırsak tahrişi derin penetrasyonda ağrıya sebep olabilir. Hassas ya da enfekte olmuş bir idrar kesesi de aynı sebeple rahatsızlık verebilir. Bağırsak ağrıları kramp ya da derin ağrılar olarak hissedilebilir. İdrar kesesi ağrısı kasık kemiğinin üzerinde yoğun ağrı, yanma ya da baskı gibi hissedilebilir.

Son olarak karın ve pelvis bölgesindeki aktif enfeksiyonlar derin penetrasyonda ağrıya sebep olabilir. Akut olarak enfeksiyonlar ve buna eşlik eden tahriş doğrudan hassasiyet ve ağrıya sebep olabilir. Ayrıca kronik enflamasyonla oluşan yapışıklıklar nedeniyle ağrı yaşanabilir. Endometriosis buna örnektir. Yapışıklıklar dokuların hareketini kısıtlar ve ağrıya karşı hassas olan yapılara basınç uygulayabilir. Ne yazık ki yapışıklıkların görüntüleme teknikleriyle tespiti zordur ancak iyi eğitimli terapistler ve doktorlar tarafından elle muayenede tespit edilebilirler ve genellikle cerrahi olarak araştırıldıklarında görünürler.

Orgazmda Ağrı

Bu tür ağrılar daha az yaygın olmakla birlikte deneyimlerime göre pelvik yapıların hareket kısıtlılığına, pelvik taban kaslarında spazm ya da tetik noktalarına ya da pelvik yapılarda enflamasyon ve tahrişe işaret edebilmektedir.

Cinsel İlişki Sonrası Ağrı

Cinsel ilişki sonrası ağrı genellikle ilişkinin kendisinden kaynaklı tahriş ya da travmanın sonucudur. Bu vakalarda hastalar ilişki sırasında ağrı ya da rahatsızlık yaşayabilirler ve bu ağrı ilişkiden sonra devam edebilmekte ya da kötüleşebilmektedir.

Cinsel ilişki sonrasında derin, yoğun ağrılı rahatsızlık durumunda ağrı pelviste damar sıkışıklığı ile ilişkili olabilir. İlişki sırasında pelvise kan akışı artar ancak bu kadınlarda giden kan geri dönmekte zorlanır; genellikle bacaklarda görülen şişkinlik ya da varisler gibi. Bu durum doğrudan damarlardaki yetersizliklerden kaynaklanabileceği gibi pek çok vakada kan akışını kısıtlayan yara dokusu ve bağ dokusu sorunlarıyla ilişkilidir.

Cinsel ilişkide rahatsızlığa yol açabilecek pek çok sebep olduğu açıktır ancak bu sebeplerden her biri için çeşitli tedavi stratejileri bulunmaktadır! Bu rahatsızlıkları normal ya da kaçınılmaz olarak görmek için bir sebep yoktur. Ağrı konusunda atılacak ilk adım ağrılı ilişki konusunda deneyimli bir jinekologa görünmek, enfeksiyon, miyom, kist, hormonal değişiklikler ve diğer sorunları tespit ederek tedavi stratejilerini tartışmaktır. Bu stratejilerden biri fizyoterapi olabilir ve kadın sağlığı alanında özelleşmiş fizyoterapistler pelvik ve cinsel ağrıların tedavisinde mükemmel sonuçlar alabilmektedirler.”

Yazının orjinali:

http://www.hormonesmatter.com/why-does-it-hurt-when-i-have-sex-sexual-pain/

KARANLIK AY (YENİ AYDA KANAYANLAR)

Selimiye Köyü’nde geçirdiğim 5 günlük inzivamın ardından dün gece evime döndüm. 5 gün boyunca kitapsız, müziksiz, neredeyse internetsiz, sessizce durdum, baktım, izledim, dinledim, dinlendim. Yalnızlığımdan inanılmaz keyif alarak..Birşey düşünmeden, birşeyi çözmeye ya da bir yerlere varmaya çalışmadan. İlk kez…

Sonra eve dönüş vakti geldi. Selimiye’den Dalaman’a giden yol muhteşem. Büyüleyici bir doğa, inanılmaz tonda yeşil, araya serpilmiş morlu, sarılı, kırmızılı, turunculu çiçekler. Bak bak doyamıyorsun. Hepsini içime çekmeye çalıştım. Dönüş yolu oldukça buruktu. Kırlardaki çiçekleri kelimenin tam anlamıyla göğsüme, kucağıma doldurmak ve yanımda götürmek istedim. Dünden beri boğazım düğüm düğüm, ağladım ağlayacağım, arada 1-2 gözyaşım akıyor ama nedendir bilmem gerisini tutuyorum. Aylardır devam eden bir yeşil ve doğa hasretliği içindeyim. Yaşamımın büyük alanında kuru bitkilerle haşır neşir olmak var. Biliyorsunuz; vajinal bitkisel buhar banyoları hazırlıyorum. Lakin artık kuru bitkilerden canlı bitkilere geçişe ihtiyacım var. Ankara’nın bozkırında ve şu andaki koşullarımla bunu sağlayamıyorum. İstiyorum ki tam da baharın geldiği ve herşeyin bolluk içinde yeşerdiği bu zamanda, Flora ile kırlara gidelim, yenilebilir o kadar bitki ve çiçek var ki bu dönemde, onları toplayalım, türlü salatalar, soslar hazırlayalım, çiçeklerden taç yapalım, sihirli değnekler hazırlayalım. Bak yine düğümlendi boğazım. Neyse, dediğim gibi şu aşamada bunlar olamıyor. Ne zaman olabilecek onu da bilemiyorum. Bu yazı böyle devam ederse ilk depresif yazılarımdan biri olacak. Konumuza gelmeye çalışayım ben.

Ben yeniayda regl olup dolunayda yumurtlayan kadınlardan değilim. Tam tersi oluyor benim için. Çok kısa bir dönem yeniayda regl oldum. Dolunay zamanı ise yumurtlamama denk geldiğinden inanılmaz güzel yüksek ve neşeli bir enerjiyle geçiriyordum dolunayı da yumurtlama dönemimi de. Zira yumurtlama dönemi bir kadının yaşam enerjisinin, libidosunun ve hormonlarının tavan yaptığı dönemdir. Dolunaydaki yumurtlama döneminde kadınlar açık, doğurgan, çekici ve alıcı haldedirler. Daha önce dolunayla ilgili yazmıştım instagram ve facebookta. Bugün ise öncelikle Karanlık Ay ve Yeni Ay’dan bahsetmek istiyorum. Burada da muazzam değişik enerjiler var ve muhtemelen benim de birkaç günümü böyle melankolik geçirmemin en büyük sebebi bu.

Gerek ayın gerekse de döngümüzün fazlarını öğrenmek bir sürü duygusal duruma ışık tutuyor. Siz de farkındalığınızı bu fazlara getirerek faydalanırsınız umarım diyerek paylaşıyorum bu yazıyı da.

Yeni aydan birkaç gün öncesinde yani Küçülen Ay döneminde, ayın gözükmediği 3 günlük bir Karanlık Ay evresine gireriz. Ki bu dönem, regl döngüsü açısından baktığımızda kadınlarda (çoğu kadın bundan yüzyıllar öncesinde bizim gibi modern dünyanın ışık ve elektronik kirliliğine maruz kalmadığında yeniayda regl olurdu) regl öncesi döneme denk geliyor. Tam da bugün o fazdayız. Pazartesi günü yeni ay var ve bugün Cumartesi – karanlık ay fazının içerisindeyiz.

Her döngünün karanlık fazının amacı aslında eskinin ölümü ile yeninin doğumu arasındaki geçiştir. Karanlık zaman bir geriye/içe çekiliş, inziva, şifalanma ve geleceğin hayalinin kurulduğu zamandır. Bu gerekli ve önemli zaman diliminde hayat doğmaya hazırlanır. İnsan psişesinde bu karanlık dönemleri içe döndüğümüz ve genelde de herhangi birşeyin olmadığı şeklinde deneyimleriz. Ancak, çoğunlukla geriye dönüp baktığımızda bu nispeten hareketsiz zamanların aslında yaratıcılık ve büyüme patlamalarımızın yeşerme süreci olduğunu fark ederiz.

Geriye çekilip içe dönmeden, dinlenmeden, modern hayatın sorumluluklarına biraz olsun ara vermeden, bedenlerimiz ve zihinlerimiz bizi ayakta tutmak için gerekli olan yaşam enerjisini sürdüremez.

Karanlık dönemlerin gerekliliğini bilip anlarsak o zaman ihtiyacımız olan çekilme, duraksama ve yenilenme süreçlerimizi yaşayabiliriz. Ancak toplumsal boyutta karanlıkla ilgili genelde negatif koşullanmalarımız var. Karanlık; bilinmeyen ve korkulanla ilişkilendirilmiştir. Ve bize de bilinmeyenden şüphelenme ve korkma duygusu öğretilmiştir.

IMG_2111

Yukarda da bahsettiğim gibi menstrual döngü açısından, yeni ay zamanı regle denk geldiği dönemlerde yaşam enerjimiz dolunaydaki yumurtlama zamanının tersine artık başkalarına ve dışarı yönelmektense daha çok kendine ve içeri dönüktür. Bu yüzden de hep söylediğim gibi regl öncesi dönemde yaşanan regl öncesi sendrom (premenstrual sendrom – PMS) çoğunlukla kadınların ihtiyacı olan içeri çekilme sürecini modern hayatın gerekliliklerinden dolayı gerçekleştirememelerinden ötürü oluşur. (elbette beslenmenin de bunda etkisi var-atölyelerde bahsediyorum mutlaka) Bu dönemde ihtiyacımız olan şey, genelde kış aylarında yatak odamıza çekilip, perdeleri kapatıp battaniyemizi tepemize kadar çekip içimize dönmektir. Ya da işte yazının en başında bahsettiğim gibi bir köye kaçıp, denizle, doğayla iç içe olmak ve kendini dinlemektir. Lakin kadının bu dönemdeki ihtiyaçları toplum tarafından genelde desteklenen durumlar değildir. Hala her işimizi her zaman olduğu gibi halletmemiz ve erkekler gibi lineer olmamız beklenir. Ancak döngüsel doğaları olan kadınlar menstrual ihtiyaçlarını görmezden geldiklerinde toplumsal olarak koşullanmış kişiliğimizden karşılanmamış ihtiyaçları olan bilinçaltı benliğimiz fışkırıverir ki bu da işte huzursuz, huysuz, öfkeli, dırdırcı kadın olarak dışarıya yansır. Kadınlığını, benliğini, duygusunu ve cinselliğini yaşayamamış kadın ise bu bastırılıştan dolayı regl ağrıları ve regl öncesi sendromlar yaşar ve sonunda da jenerasyonlar arası “kadın olmak çok zordur, regl olmak ise bir lanettir” koşullanması yaşanır ve taşınır.

Lakin, kadınların karanlık ay fazları bir lanet olarak atfedilmeden uzuuuun zaman önce, bu dönem aslında bir kutsanma olarak görülürdü. İngilizce’deki “blessing” yani kutsama kelimesi eski İngilizce’deki “bloedsen” ya da “bleeding” – “kanama” kelimesinden gelmiş. (Diğer yandan bu eşsiz güzel dönemden sonra ise kadınların regl dönemlerinin toplumsal olarak daha doğrusu patriyarka tarafından lanetli atfedilmesinin sebebi ise yine bilinmeyenden ve karanlıktan ve bununla ilişkili olarak kadının “karanlık”, “psişik” tarafından korkan ve kadını lanetli, dokunulmaması gereken varlıklar olarak gören erkeklerden kaynaklıdır.)

Halbuki regl dönemi ve öncesi kadınların psişik güçlerinin en yoğun olduğu, iç seslerine en yakın oldukları eşsiz dönemlerdir. Dönüşümler ise döngüsel sürecin karanlık ay fazında oluşur. Döngüsel sürecin karanlık fazında şifalanma ve yenilenme gerçekleşir. Benliğimizin, inançlarımızın, kimliklerimizin, ilişkilerimizin bir nevi temizlendiği, arındığı, yeniden enerjilendiği, eski düşünce biçimlerimizin yıkılıp yeni biçimlerin yaratıldığı, yaratıcı amaca ve büyümeye hizmet etmeyen eski kavramlarımızın ve yapıların yıkıldığı bir dönemdir. Artık yaşamımıza hizmet etmeyen formların, alışkanlıkların ve davranış biçimlerinin bırakılma sürecinde ise bir miktar acı ve ızdırap olmakla beraber, bu enerji aynı zamanda bizi besleyecek ve büyüyüşümüze bizi itecek olan enerjinin de aynısıdır. Bu büyüyüşe ve yeni enerjiye yer açana kadar geçecek olan bu zamana kadar bizi korkularımızla sıkıştıran bilinmeyenin terörü ile yüzleşmemiz ise kaçınılmazdır.

Modern hayatta yer alan biz batılı kadınlar, menstrual döngümüzün ruhani önemini unutmuş durumdayız ve kendimizi güçlendirebilmek adına bu bağlantıyı yeniden kurmaya ihtiyacımız var. Bunun için “karanlık” ve “regl” kavramlarını yeniden düşünmemiz, yeniden inşa etmemiz ve kadınların aylık ve yaşamsal cinsel döngülerinin karanlık ay fazlarında bulunabilen pozitif, iyileştirici ve yeniden yaratıcı becerilerini tekrar elde etmemiz hem bizim için hem de bizden sonrası jenerasyonlara aktarılacaklar açısından çok önemli.

Bunun içinse kadınlarla daha fazla zaman geçirmeye, birbirimizi dinlemeye, anlamaya, paylaşmaya, gerektiğinde birlikte sessizce oturmaya, dolunay zamanı yatarken perdelerimizi iyice açıp dolunayın ışığını hücrelerimize çekmeye, karanlık ay dönemlerinde yattığımız odada elektroniklerden gelen minicik bir ışık bile olmamasına, bedenimizi temiz ve taze besinlerle onurlandırmaya, bedenimizi incelemeye, onu görmeye, ona dokunmaya, rahmimizi, vajinamızı ve iç sesimizi dinleyecek çalışmalar yapmaya, her hafta mutlaka doğada vakit geçirmeye, ihtiyacımız olduğunda ise yalnız kalmaya ve döngüsel ihtiyaçlarımıza cevap vermeye ihtiyacımız var.

Hepimizin hayatında bunlara yer açabilmesi dileğiyle der ve kendi iç çalışmamı yapmak üzere buradan vajinal bitkisel buhar banyosu ritüelimi yapmaya doğru geçerim…

“Sanki rahim ve memeler seni hiç beslememiş gibi, kanı ve sütü gizli tutmaya çalışıyorsun” – Rupi Kaur

IMG_2112

Bireysel Seanslar ve Bilgilendirme Süreci

Bir süredir devam ettiğim bitkisel tip ve Arvigo® terapisini birlikte kullandigim bireysel seanslardan harika geri donusler alıyorum…Turkiye’nin farkli kentlerinden (Iskenderun, Denizli, Izmir, Konya, Bitlis, Kocaeli, Istanbul, Datca ilk aklima gelenler) Ankara’ya seanslara gelen, blog paylasimlarimdaki onerileri uygulayan ya da vajinal buhar banyolarini kullanan kadinlarin deneyimlerini okumak inanılmaz mutlu ediyor beni.

Arvigo seanslarının ne olduğu ve çalışma yöntemimle ilgili detayları öğrenebileceğinizi bu yazıyı toparlayıp paylaşmak istedim.

Kadınların yaşam döngülerinin sağlıklarını kendi ellerine alma niyetleriyle seanslara gelmelerini çok önemli buluyorum. Tüm bu süreçte kapımı çalan, email atan, telefonla arayan kadınların güvenini hissettiğim için de ayrıca şükrediyorum. Continue reading

VAJİNAL BİTKİSEL BUHAR BANYOLARI

Birçoğunuzun bildiği üzere vajinal bitkisel buhar banyolarında bir süre önce bazı değişiklikler oldu. Bu yazıda bilgileri herkese rehber niteliğinde olması amacıyla toparladım.

Paketleme sistemimiz değişmişti biliyorsunuz. Artık büyük demlik poşetlerinde geliyor bitkiler. 1 tane poşeti direk tencereye atmanız yeterli. Bazı dönemlerde gözünüze daha önce aldıgınız paketlere göre az gözükebilir, bu fark aylara göre farklı bitkilerin elimize ulaşması, onların hacmi ve/veya tedarikçilerimizin bitkileri ne kadar küçülttüğüne bağlı olarak değişebiliyor ancak paketlerin gramajları her zaman aynı.

Siparişlerinizi ihtiyacınıza göre verebilmeniz için aşağıda her bir durum/semptom/rahatsızlığa göre detaylı şekilde paket tanımları, kullanım sıklıkları, süreleri mevcut. Lütfen dikkatlice okuyun. Continue reading

Orman Banyosu Gezileri

Doğa ile olan bağlantımız tam burada DNA’larımızdadır ve DNA’larımız doğayı hala evi olarak tanır ve görür. Evimiz ise iyileşme ve şifa yeridir.

Uzun zamandır stresli, gergin, huzursuz ya da tam ifadesini bulamadığım hallerde kendimi hep parklarda, bahçelerde, çimenlerin üzerinde, ağaçların dibinde, suyun yamacında tekrar buluyorum. 3 yıl süren kronik stres ve tramva çözümleme terapisti olmak üzere yetiştiğimiz Organic Intelligence eğitiminin 2.yılını bitirirken, sinir sistemlerimizin esnek dayanıklılığı ve öz-düzenleme kapasitesinin yaşamı kolaylaştırma, ilişkileri yumuşatma ve güzelleştirme ile kendine şefkat konularında ne kadar büyük önem taşıdığını görüyorum. Yıllardır süren yoga öğrencisi ve eğitmeni olma deneyimim, bitkilerle/doğal destekler ile yaptığım çalışmalarım, doğaya olan tutkumun beni günbegün şifalandırdığının farkındayım. Diliyorum ki başta kendimiz ve çocuklarımız olmak üzere hepimiz doğanın sunduğu sonsuz şifadan faydalanabilelim. Bu tutku şimdi benim için yeni bir alanla birleşiyor. Az sonra 🙂

Continue reading

Bağışıklığı Güçlendirmek için Kullandıklarımız

Zaman zaman soranlar oluyor, Flora’nın bağışıklığı ve hastalıklarda mücadelesi için ne kullandığımı. Onları bir yazıda toparlayayım istedim. Ayrıca baktım ki Flora’ya neredeyse 5 yıl yetecek kadar karışım vb şey hazırlamışım, ne yapacağım bu kadar şeyi bari isteyenlerle paylaşayım dedim. Neleri alabileceğinizi aşağıdaki maddelerde sıraladım. Bu arada aşağıdaki herşeyi yetişkinler de rahatlıkla ve aynı etkiyle kullanabilir. Sadece dozlarını değiştirmek gerekiyor.

Önleyici ve bağışıklık güçlendirici olarak hemen hemen her gün kullandıklarım: Continue reading

Yeni Ritüel-Bitkilerle İnfüze Edilmiş Vücut Yağları

Bugun evde hummalı bir çalışmamız vardı. Dolunaya denk gelen bu günde bitkilerle infüze edilen yağları kurduk. Özellikle bu gece dolunay ışığı ve enerjisini alacaklar ve 1 ay boyunca zeytinyağında bekleyecekler. Bitkilerdeki tıbbi kimyasal bileşenler yağa geçecek ve cildimize sürdüğümüzde ise bu moleküller direk olarak bedenimizin derinliklerine ulaşacak. Zaman zaman ağrıyan kaslarım için kullandığım ve müthiş hissettiğim bitkilerle infüze edilmiş yağları bu yıldan itibaren düzenli olarak tüm bedenimde kullanmaya karar verdim. Böylece vajinal buhar banyolarının yanı sıra bir ritüelim daha oldu 🙂 Continue reading

Destek Çağrısı

Sonunda tüm cesaretimi toplayıp bu destek çağrısını duyuruyorum.

7 yıl yaptığım Avrupa Birliği Uzmanlığı dönemimde o süreçte yaşadığım iş stresiyle başa çıkabilmek için araştırıp bulduğum yoga derslerinin hayatımı böylesine değiştirecek bir yöne beni çekeceğini hiç tahmin etmemiştim. Hayatımda inanılmaz değişim ve dönüşümlere yol açan o dönem girdiğim yoga dersleri, beni önce yoga hocası yaptı. Ardından gelen hamile yogası hocalık eğitimim sırasında Türkiye ve Dünyadaki doğum şartlarını ve mudahaleleri öğrenmem ve bunu herkesle paylaşma güdüm Türkiye’nin ilk 5 doğuma hazırlık eğitmeninden biri yaptı beni. Kadınlarla yoğun şekilde çalışmaya başlamam da bu sürelere denk gelir (2010-2011) ve yine o zamanlarda bir grup kadın arkadaşımla Doğumda Kadın Hakları Derneği’ni kurduk. Bir dönem de başkanlığını yaptım.

E tabi bu kadar hamile kadın varken çevremde, içimdeki doğurma dürtüsü de kendini göstermeye başlamıştı. Yaklaşık 3 yıl –aralıklarla- bebek denemelerimiz oldu. Tabi zamanla bir sürü tahlil, tetkik. Hepsi normal. Açıklanamayan bir durum var ama ben bir türlü hamile kalamıyorum. Derken biz bir kararla Tayland’a yerleştik. Oradayken bir gün yolda yürürken bir okulun camına asılı olan bir ilanı gördüm ve birşey beni içeri çekti ve o gün gördüğümüz o eğitime kaydolduk. Chi Nei Tsang ve Karsai Nei Tsang eğitimleri. Continue reading

Hormonal Doğum Kontrol Yöntemlerinin Sorunları

2 gün önce hocalarımdan biri olan Dr. Aviva Romm’un (kendisi hem Yale mezunu bir doktor, hem de 30 yıllık bir ebe ve bitkisel tıp uzmanı) bir sitedeki yeni söyleşisini okudum. Okur okumaz da çevirmemiz gerektiğine karar verdim. Aviva’nın bu konudaki akıcı, net ve öz ifadelerinin daha geniş kitlelere ulaşmasını istedim. Sevgili İlknur Urkun Kelso da sağolsun hemen çeviriverdi.

Buyurun…

Hormonal Doğum Kontrol Yöntemlerinin Sorunları: Dr. Aviva Romm ile Söyleşi*

İşlevsel tıp doktoru ve hormon uzmanı Dr. Aviva Romm, hormonal doğum kontrol yöntemlerinin sağlığımıza etkilerini ve bu konuda ne yapmamız gerektiğini anlattı.

15 ile 44 yaş arası Amerikalı kadınların neredeyse üçte ikisi farklı gebelikten korunma yöntemlerinden birini kullanıyor ve en yaygın yöntem ağızdan alınan doğum kontrol hapları.

Hormonal doğum kontrol yöntemlerinin bu kadar çok kadın tarafından kullanılıyor olması nedeniyle bu yöntemlerden kaynaklanabilecek sorunları araştırmak istedik ve kadın sağlığı uzmanı Dr. Aviva Romm ile görüştük.

Romm bize, “Aslında özel olarak haplara karşı değilim,” dedi. “Fakat kadınların bilgiye dayalı kararlar verebilmeleri için hikâyenin tamamını duymaları gerektiğine ve maalesef çoğu zaman hikâyenin sadece bir kısmını duyduklarına inanıyorum. Kadınlara anlatılandan çok daha fazla ciddi risk söz konusu.”

Romm’un hormonal doğum kontrol yöntemleriyle ilgili görüşlerini aşağıda bulacaksınız. Continue reading

Bedenin Sağlıklı İşleyişi ve Bu İşleyişe Etki Eden Süreçler

Kadin sagligiyla ilgili konular basta olmak uzere sindirim, ureme ve sinir sistemleri uzerinden ilerleyen bir masaj ve manuel terapi teknigi olan Arvigo® Terapisinin bedene butuncul sifa saglamayi amaçladığını, kan, lenf, sinir ve enerji akisini açtığını ve boylece icdengeyi düzenlediğini hep anlatıyorum danışanlarıma ve çevremdekilere.

Idrar yollari enfeksiyonlarindan, menslerde pihtilara, mens esnasinda asiri kanamalara, tekrarlayan dusuklere, zor dogumlara, agrili menslere, rahim sarkmasi, endometriosis, fibroid, kist ve basagrilarina, gec-erken-duzensiz menslere, bel agrilarina, menopoz semptomlarina, yumurtlamaya, pms’e, pelvik agrilara, polikistik over sendromuna, vajinal enfeksiyonlara, varislere, erkeklerde prostat, ereksiyon, idrar yollari sorunlarina, sindirim sorunlarina, rahatsiz bagirsak sendromuna, ishal ve kabizliga, refluye, besin alerjilerine, gecirgen bagirsak sendromundan dogurganlik sorunlarina ve kadinlari hamilelikleri surecinde desteklemeye kadar uzanan turlu konularda Arvigo® Maya Abdominal Terapi Teknikleri’nin sifasi icin calisabiliyoruz diyoruz.

Peki ama bedende neler olup bitiyor da enfeksiyonlar, ağrılar, tıkanıklıklar, kistler, yaralar gelişiyor? Ve tüm bunları çözebilmek için Arvigo® Terapisi nasıl çalışıyor?

Continue reading

options_framework_theme Theme by NUDGE MEDIA DESIGN.