KARANLIK AY (YENİ AYDA KANAYANLAR)

Selimiye Köyü’nde geçirdiğim 5 günlük inzivamın ardından dün gece evime döndüm. 5 gün boyunca kitapsız, müziksiz, neredeyse internetsiz, sessizce durdum, baktım, izledim, dinledim, dinlendim. Yalnızlığımdan inanılmaz keyif alarak..Birşey düşünmeden, birşeyi çözmeye ya da bir yerlere varmaya çalışmadan. İlk kez…

Sonra eve dönüş vakti geldi. Selimiye’den Dalaman’a giden yol muhteşem. Büyüleyici bir doğa, inanılmaz tonda yeşil, araya serpilmiş morlu, sarılı, kırmızılı, turunculu çiçekler. Bak bak doyamıyorsun. Hepsini içime çekmeye çalıştım. Dönüş yolu oldukça buruktu. Kırlardaki çiçekleri kelimenin tam anlamıyla göğsüme, kucağıma doldurmak ve yanımda götürmek istedim. Dünden beri boğazım düğüm düğüm, ağladım ağlayacağım, arada 1-2 gözyaşım akıyor ama nedendir bilmem gerisini tutuyorum. Aylardır devam eden bir yeşil ve doğa hasretliği içindeyim. Yaşamımın büyük alanında kuru bitkilerle haşır neşir olmak var. Biliyorsunuz; vajinal bitkisel buhar banyoları hazırlıyorum. Lakin artık kuru bitkilerden canlı bitkilere geçişe ihtiyacım var. Ankara’nın bozkırında ve şu andaki koşullarımla bunu sağlayamıyorum. İstiyorum ki tam da baharın geldiği ve herşeyin bolluk içinde yeşerdiği bu zamanda, Flora ile kırlara gidelim, yenilebilir o kadar bitki ve çiçek var ki bu dönemde, onları toplayalım, türlü salatalar, soslar hazırlayalım, çiçeklerden taç yapalım, sihirli değnekler hazırlayalım. Bak yine düğümlendi boğazım. Neyse, dediğim gibi şu aşamada bunlar olamıyor. Ne zaman olabilecek onu da bilemiyorum. Bu yazı böyle devam ederse ilk depresif yazılarımdan biri olacak. Konumuza gelmeye çalışayım ben.

Ben yeniayda regl olup dolunayda yumurtlayan kadınlardan değilim. Tam tersi oluyor benim için. Çok kısa bir dönem yeniayda regl oldum. Dolunay zamanı ise yumurtlamama denk geldiğinden inanılmaz güzel yüksek ve neşeli bir enerjiyle geçiriyordum dolunayı da yumurtlama dönemimi de. Zira yumurtlama dönemi bir kadının yaşam enerjisinin, libidosunun ve hormonlarının tavan yaptığı dönemdir. Dolunaydaki yumurtlama döneminde kadınlar açık, doğurgan, çekici ve alıcı haldedirler. Daha önce dolunayla ilgili yazmıştım instagram ve facebookta. Bugün ise öncelikle Karanlık Ay ve Yeni Ay’dan bahsetmek istiyorum. Burada da muazzam değişik enerjiler var ve muhtemelen benim de birkaç günümü böyle melankolik geçirmemin en büyük sebebi bu.

Gerek ayın gerekse de döngümüzün fazlarını öğrenmek bir sürü duygusal duruma ışık tutuyor. Siz de farkındalığınızı bu fazlara getirerek faydalanırsınız umarım diyerek paylaşıyorum bu yazıyı da.

Yeni aydan birkaç gün öncesinde yani Küçülen Ay döneminde, ayın gözükmediği 3 günlük bir Karanlık Ay evresine gireriz. Ki bu dönem, regl döngüsü açısından baktığımızda kadınlarda (çoğu kadın bundan yüzyıllar öncesinde bizim gibi modern dünyanın ışık ve elektronik kirliliğine maruz kalmadığında yeniayda regl olurdu) regl öncesi döneme denk geliyor. Tam da bugün o fazdayız. Pazartesi günü yeni ay var ve bugün Cumartesi – karanlık ay fazının içerisindeyiz.

Her döngünün karanlık fazının amacı aslında eskinin ölümü ile yeninin doğumu arasındaki geçiştir. Karanlık zaman bir geriye/içe çekiliş, inziva, şifalanma ve geleceğin hayalinin kurulduğu zamandır. Bu gerekli ve önemli zaman diliminde hayat doğmaya hazırlanır. İnsan psişesinde bu karanlık dönemleri içe döndüğümüz ve genelde de herhangi birşeyin olmadığı şeklinde deneyimleriz. Ancak, çoğunlukla geriye dönüp baktığımızda bu nispeten hareketsiz zamanların aslında yaratıcılık ve büyüme patlamalarımızın yeşerme süreci olduğunu fark ederiz.

Geriye çekilip içe dönmeden, dinlenmeden, modern hayatın sorumluluklarına biraz olsun ara vermeden, bedenlerimiz ve zihinlerimiz bizi ayakta tutmak için gerekli olan yaşam enerjisini sürdüremez.

Karanlık dönemlerin gerekliliğini bilip anlarsak o zaman ihtiyacımız olan çekilme, duraksama ve yenilenme süreçlerimizi yaşayabiliriz. Ancak toplumsal boyutta karanlıkla ilgili genelde negatif koşullanmalarımız var. Karanlık; bilinmeyen ve korkulanla ilişkilendirilmiştir. Ve bize de bilinmeyenden şüphelenme ve korkma duygusu öğretilmiştir.

IMG_2111

Yukarda da bahsettiğim gibi menstrual döngü açısından, yeni ay zamanı regle denk geldiği dönemlerde yaşam enerjimiz dolunaydaki yumurtlama zamanının tersine artık başkalarına ve dışarı yönelmektense daha çok kendine ve içeri dönüktür. Bu yüzden de hep söylediğim gibi regl öncesi dönemde yaşanan regl öncesi sendrom (premenstrual sendrom – PMS) çoğunlukla kadınların ihtiyacı olan içeri çekilme sürecini modern hayatın gerekliliklerinden dolayı gerçekleştirememelerinden ötürü oluşur. (elbette beslenmenin de bunda etkisi var-atölyelerde bahsediyorum mutlaka) Bu dönemde ihtiyacımız olan şey, genelde kış aylarında yatak odamıza çekilip, perdeleri kapatıp battaniyemizi tepemize kadar çekip içimize dönmektir. Ya da işte yazının en başında bahsettiğim gibi bir köye kaçıp, denizle, doğayla iç içe olmak ve kendini dinlemektir. Lakin kadının bu dönemdeki ihtiyaçları toplum tarafından genelde desteklenen durumlar değildir. Hala her işimizi her zaman olduğu gibi halletmemiz ve erkekler gibi lineer olmamız beklenir. Ancak döngüsel doğaları olan kadınlar menstrual ihtiyaçlarını görmezden geldiklerinde toplumsal olarak koşullanmış kişiliğimizden karşılanmamış ihtiyaçları olan bilinçaltı benliğimiz fışkırıverir ki bu da işte huzursuz, huysuz, öfkeli, dırdırcı kadın olarak dışarıya yansır. Kadınlığını, benliğini, duygusunu ve cinselliğini yaşayamamış kadın ise bu bastırılıştan dolayı regl ağrıları ve regl öncesi sendromlar yaşar ve sonunda da jenerasyonlar arası “kadın olmak çok zordur, regl olmak ise bir lanettir” koşullanması yaşanır ve taşınır.

Lakin, kadınların karanlık ay fazları bir lanet olarak atfedilmeden uzuuuun zaman önce, bu dönem aslında bir kutsanma olarak görülürdü. İngilizce’deki “blessing” yani kutsama kelimesi eski İngilizce’deki “bloedsen” ya da “bleeding” – “kanama” kelimesinden gelmiş. (Diğer yandan bu eşsiz güzel dönemden sonra ise kadınların regl dönemlerinin toplumsal olarak daha doğrusu patriyarka tarafından lanetli atfedilmesinin sebebi ise yine bilinmeyenden ve karanlıktan ve bununla ilişkili olarak kadının “karanlık”, “psişik” tarafından korkan ve kadını lanetli, dokunulmaması gereken varlıklar olarak gören erkeklerden kaynaklıdır.)

Halbuki regl dönemi ve öncesi kadınların psişik güçlerinin en yoğun olduğu, iç seslerine en yakın oldukları eşsiz dönemlerdir. Dönüşümler ise döngüsel sürecin karanlık ay fazında oluşur. Döngüsel sürecin karanlık fazında şifalanma ve yenilenme gerçekleşir. Benliğimizin, inançlarımızın, kimliklerimizin, ilişkilerimizin bir nevi temizlendiği, arındığı, yeniden enerjilendiği, eski düşünce biçimlerimizin yıkılıp yeni biçimlerin yaratıldığı, yaratıcı amaca ve büyümeye hizmet etmeyen eski kavramlarımızın ve yapıların yıkıldığı bir dönemdir. Artık yaşamımıza hizmet etmeyen formların, alışkanlıkların ve davranış biçimlerinin bırakılma sürecinde ise bir miktar acı ve ızdırap olmakla beraber, bu enerji aynı zamanda bizi besleyecek ve büyüyüşümüze bizi itecek olan enerjinin de aynısıdır. Bu büyüyüşe ve yeni enerjiye yer açana kadar geçecek olan bu zamana kadar bizi korkularımızla sıkıştıran bilinmeyenin terörü ile yüzleşmemiz ise kaçınılmazdır.

Modern hayatta yer alan biz batılı kadınlar, menstrual döngümüzün ruhani önemini unutmuş durumdayız ve kendimizi güçlendirebilmek adına bu bağlantıyı yeniden kurmaya ihtiyacımız var. Bunun için “karanlık” ve “regl” kavramlarını yeniden düşünmemiz, yeniden inşa etmemiz ve kadınların aylık ve yaşamsal cinsel döngülerinin karanlık ay fazlarında bulunabilen pozitif, iyileştirici ve yeniden yaratıcı becerilerini tekrar elde etmemiz hem bizim için hem de bizden sonrası jenerasyonlara aktarılacaklar açısından çok önemli.

Bunun içinse kadınlarla daha fazla zaman geçirmeye, birbirimizi dinlemeye, anlamaya, paylaşmaya, gerektiğinde birlikte sessizce oturmaya, dolunay zamanı yatarken perdelerimizi iyice açıp dolunayın ışığını hücrelerimize çekmeye, karanlık ay dönemlerinde yattığımız odada elektroniklerden gelen minicik bir ışık bile olmamasına, bedenimizi temiz ve taze besinlerle onurlandırmaya, bedenimizi incelemeye, onu görmeye, ona dokunmaya, rahmimizi, vajinamızı ve iç sesimizi dinleyecek çalışmalar yapmaya, her hafta mutlaka doğada vakit geçirmeye, ihtiyacımız olduğunda ise yalnız kalmaya ve döngüsel ihtiyaçlarımıza cevap vermeye ihtiyacımız var.

Hepimizin hayatında bunlara yer açabilmesi dileğiyle der ve kendi iç çalışmamı yapmak üzere buradan vajinal bitkisel buhar banyosu ritüelimi yapmaya doğru geçerim…

“Sanki rahim ve memeler seni hiç beslememiş gibi, kanı ve sütü gizli tutmaya çalışıyorsun” – Rupi Kaur

IMG_2112

2 thoughts on “KARANLIK AY (YENİ AYDA KANAYANLAR)”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir