Orman Banyosu Gezileri

Doğa ile olan bağlantımız tam burada DNA’larımızdadır ve DNA’larımız doğayı hala evi olarak tanır ve görür. Evimiz ise iyileşme ve şifa yeridir.

Uzun zamandır stresli, gergin, huzursuz ya da tam ifadesini bulamadığım hallerde kendimi hep parklarda, bahçelerde, çimenlerin üzerinde, ağaçların dibinde, suyun yamacında tekrar buluyorum. 3 yıl süren kronik stres ve tramva çözümleme terapisti olmak üzere yetiştiğimiz Organic Intelligence eğitiminin 2.yılını bitirirken, sinir sistemlerimizin esnek dayanıklılığı ve öz-düzenleme kapasitesinin yaşamı kolaylaştırma, ilişkileri yumuşatma ve güzelleştirme ile kendine şefkat konularında ne kadar büyük önem taşıdığını görüyorum. Yıllardır süren yoga öğrencisi ve eğitmeni olma deneyimim, bitkilerle/doğal destekler ile yaptığım çalışmalarım, doğaya olan tutkumun beni günbegün şifalandırdığının farkındayım. Diliyorum ki başta kendimiz ve çocuklarımız olmak üzere hepimiz doğanın sunduğu sonsuz şifadan faydalanabilelim. Bu tutku şimdi benim için yeni bir alanla birleşiyor. Az sonra 🙂

Bu yazının en aşağısında doğanın bedenimiz, ruhumuz ve zihnimiz üzerine etkileri hakkında yapılmış yüzlerce araştırma arasından beni etkileyen bazı araştırmaları bulacaksınız. Araştırmaları merak etmeyenler için arada göz yormasın diye aşağıya ekledim. Hepsi çok çarpıcı. Bence göz atmadan geçmeyin. Tüm bu araştırmalar ve yazidaki konuyla ilgili bilgiler “Your Brain on Nature” kitabından derlenip çevirilmiştir. Araştırmalarda bulunana etkileri yaşayabilmek ve hissedebilmek, duygu durumumuzu dengeleyebilmek, sinir sistemimizin deaktivasyonu, düzenlenmesi ve esnek dayanıklılığının artırılmasına katkıda bulunmak adına neler yapılabileceğinden bahsetmek istiyorum bu yazıda.

Ayurveda’dan geleneksel Çin tıbbına, çeşitli şifa sistemleri doğayla temasın iyileştirici özelliğini daima kabul etmiştir. Bu şifa sistemleri doğal ögelerin (dağlar, ağaçlar, bitkiler ve doğal ortamlardaki su kaynakları) bir tür enerjiyle, insanlara aktarılabilen ve sağlığa iyi gelen bir yaşam gücü ile dolu olduklarını söyler.

Bakir doğanın ruhsal şifa kaynağı olduğu fikri Kuzey Amerika’da ise 19. yüzyılın ortasından sonuna doğru popülerlik kazanmıştır. Kentlerin hızla genişlemesi ve endüstri devriminin yetersiz ışıklandırmalı, iyi havalandırılmayan çalışma ortamları ve kalabalık konutlarıyla ruhsal sorunlara katkıda bulunduğuna dair endişelerle tekrar gündeme gelmiştir.

ORMAN BANYOSU

Bir taraftan sadece doğa manzaraları görmenin stres fizyolojisi ve ruh halinde aşağıda araştırmalarda görebileceğiniz derin etkileri olabilmesi etkileyici gelebilirken, gerçekten doğanın içinde olmanın, içinde yürümek ve nefes almanın etkisinin nasıl olabileceği sorusu gündeme gelmektedir. Japonya Orman Tıbbı Derneği üyelerinin sayısız araştırmaları göz önüne alındığında tablo netleşmeye başlıyor.

1982 yılında Japonya Orman Bakanlığı shinrin-yoku planını yürürlüğe sokmuştur. Japonca’da shinrin orman, yoku ise pek çok anlamı olmakla birlikte burada “banyo yapmak, duş almak ya da güneşlenmek” anlamındadır. Birlikte kullanıldıklarında “orman atmosferini tüm duyularımızla içimize çekmek” olarak tanımlanır. Tam ifadesiyle “orman banyosu” diyebiliriz.

Bu çalışmalar ormanlık bir ortamda zaman geçirmenin psikolojik stresi, depresif belirtileri ve husumeti azaltabildiğini, aynı zamanda uykuyu iyileştirebildiğini, dinçlik ve zindeliği arttırabildiğini göstermiştir. Bu nesnel değişiklikler 24 farklı ormanda yürütülmüş yaklaşık bir düzine araştırmanın nesnel sonuçlarıyla (düşük kortizol düzeyi, kan basıncı ve nabız) da örtüşmektedir. Ayrıca araştırmalar kalp atım hızı değişkenliğinde artış göstermiştir ki bu da iyi bir şeydir çünkü dolaşım sisteminin strese iyi cevap verebildiği ve sinir sisteminin “sakinleştirici” kolunun (parasempatik sinir sisteminin) baskınlığını tespit edebildiği anlamına gelir.

Japon araştırmacılar 20 dakika shinrin-yoku yapmanın (kentsel bir ortamda geçirilen 20 dakikaya kıyasla) beyne kan akışını değiştirdiğini ve bunun da bir rahatlama durumu yarattığını tespit etmişlerdir. Daha da detaya inersek, ormanda iken prefrontal korteks bölgesinde toplam hemoglobin (alyuvarlarda bulunur) azalmıştır. Bu bölgedeki hemoglobin düzeyi bir tehlike (stres) beklentisi olduğunda ve yoğun zihinsel ve fiziksel çalışma sonrasında (karmaşık denklemler çözmek, bilgisayar testleri, bilgisayar oyunları, bitap düşene kadar egzersiz yapmak) artar. Yani bu düzeyin düşmesi beynin ormanda iken mola verdiği anlamına gelir. Sakinleştirici ilaçların da beynin bu bölgesindeki aktiviteyi azalttığı bilinmektedir ancak bunların bilişselliğe olumsuz etkileri olabilmektedir. Stres hormonları bağışıklık sistemine zarar verebilmekte, özellikle antiviral doğal öldürücü hücreler gibi ön saflardaki savunmacılar stres hormonları tarafından baskılanmaktadır. Orman banyosu stres hormonu üretimini azaltabildiğine ve ruh halini yükseltebildiğine göre bağışıklık sistemi güçlülüğü göstergelerini de etkilemesi şaşırtıcı değildir. Araştırmacılar orman banyosunun (bir günlük ya da üç gün boyunca günde birkaç saatlik) şehir gezilerine kıyasla bağışıklık göstergeleri üzerinde uzun süren etkilere sahip olabileceğini göstermiştir. Özellikle doğal öldürücü hücrelerin sayısında, bu antiviral hücrelerin işlevsel aktivitesinde ve hücrelerarası antikanser proteinlerin miktarında ciddi artışlar olur. Bu değişimler gezinin ardından tam bir hafta boyunca ciddi düzeyde kaydedilmiştir.

Yeşil alanlar aynı zamanda muazzam miktarlarda koku alma duyusu uyarıcı kimyasal sağlamakta, bunların sinerji yaratarak bakış açısını dengelediği ve içinde bulunulan ortama çaba göstermeksizin dikkat verebilmeyi sağladığı görülmektedir. Genellikle çiçekli bitkilerin kokularını fark ederiz; ancak tek bir türden tek bir ağaç bile birkaç düzine aromatik kimyasal salgılıyor olsa da koku alma duyumuz bunları genellikle tespit edemez. Fakat koku alma duyumuzun bunları alenen tespit edememesi bunların sağlığımıza etkisi olmadığı anlamına gelmez. Bu aromatik bileşenlere fitonsit (phytoncide) denir. Bu bileşenlerden bazıları uyarıcı, bazıları yatıştırıcıdır. Dolayısıyla orman banyosu (shinrin-yoku) sizi çeşit çeşit aromatik kimyasala maruz bırakır ve bunlar beyni iyileştirir ve rahatlatır.

4FAC7970-59A2-4AB6-AD5C-602208731DC2

Deneysel çalışmalar ağaçların ürettiği fitonsitin stres hormonlarının üretimini ve anksiyeteyi azaltabildiğini, ağrı eşiğini yükseltebildiğini, ayrıca aromatik bitki kimyasallarını solumanın insan vücudundaki antioksidan savunma sistemini arttırdığını göstermiştir. Ayrıca havadaki fitonsit miktarı artışıyla bağışıklık sistemi işlevinin iyileşmesi ilişkilendirilmiştir. Havadaki fitonsit düzeyinin artması hem kandaki antikanser proteinlerin hem de doğal öldürücü hücreler (NK hücreler) denen ön saftaki bağışıklık savunmacılarının üretimini arttırmaktadır. Virüslere (örn. grip ve nezle) ve diğer hastalık bulaştırıcı ajanlara maruz kaldığımızda NK hücreleri bizi korumaya çalışırlar. Gerçekten de yetişkinlerde NK aktivitesi arttıkça nezle olma sıklığının azaldığı görülmüştür. Tokyo’daki Nippon Tıp Fakültesinden Dr. Qing Li’nin çalışmaları çığır açıcı olmuştur. Japon Hinoki servi ağaçlarından alınan aromatik fitonsitlerin otel odalarına sıkıldığı günlerde diğer günlere kıyasla araştırma deneklerinin stres hormonu düzeyleri düşmüş ve NK aktiviteleri artmıştır.

Araştırmada bir shinrin-yoku haftasonu gezisinin, keyifli bir kentsel haftasonu gezisine katılanlara kıyasla, sadece bir iki günlüğüne değil bir ay boyunca daha yüksek NK aktivitesi gösterdiği tespit edilmiştir. Tek günlük bir orman banyosu gezisi bile NK aktivitesini arttırmış, taban değerlerde bir hafta süren ciddi farklar görülmüştür.

Orman Banyosu için Buluşmalar

Burada ele alınan bilimsel araştırmaların sonuçları hepimiz için bir uyarı niteliğindedir. İnsanların, ulusların ve hatta gezegenin kendisinin hayatta kalması doğanın bizim bir parçamız olduğunun farkına varmamıza ve bunu kabullenmemize bağlıdır. Stres algımız, ruhsal durumumuz, bağışıklığımız, mutluluğumuz ve dayanıklılığımız sinir sistemimizin ve doğal çevreye verdiği tepkilerin ürettiği kimyasallara dayalıdır.

Doğaya sadece yakın olmanın da tıbbi etkileri vardır ama doğal dünya ile bilinçli bir etkileşim içinde olarak bu faydaları daha da artırabiliriz. Ekoterapi bilinçli düşünce olmaksızın yüzeysel bir doğaya dönüş çabasıyla yapılamaz; mindfulness gerektirir. Türkçe’ye farkındalık olarak çevirilse de tam olarak kelimeyi ifade etmek için şöyle tanımlayabiliriz: Mindfulness şu an ne deneyimlediğinize dikkat vermek, burada ve şimdide kalmak, gelecekle ilgili endişelere ya da geçmiş deneyimlere sürüklenmemektir. Mindfulness yargıları bir kenara koyma ve stres tepkilerine yol açacak fikirlere tutunmamayı gerektirir. Yargısız gözlem kabullenmeyi, özdüşünümü ve zorluklardan kaçınmadan onlarla baş çıkma yetisini destekler. Mindfulness doğayla bağlantıyı da arttırır ki bu da aksi takdirde yüzeysel kalan çevresel kaygıları derinleştirmede önemli bir bileşendir.

Bu noktada çok büyük bir heyecan ve mutlulukla paylaşmak isterim ki geçtiğimiz günlerde Kanada’daki doğa çalışmaları yapan çok eski bir okuldan aldığım burs sayesinde orman banyosu gezileri düzenleyebilmek için Orman Banyosu Rehberi olmak üzere 8-9 ay civarı sürecek muhteşem bir eğitime başlıyorum. Günlerdir heyecandan kalbim küt küt atıyor 🙂

Peki Orman Banyosu Rehberleri ne yapar ve neden gereklidir?

Diyebilirsiniz ki kendim tek başıma ya da arkadaşlarımla buluşup pekala gezebilirim ve bu zaten bana çok iyi geliyor. Eğer ki zaten doğayla derinden bir bağınız varsa, yavaş hareket etmekle ilgili çok rahatsanız, kendinizi tam rahatlama noktasına götürecek kadar sakinleştirebiliyorsanız o zaman bu harika bir şey ve elbette buna aynen solo şekilde devam edebilirsiniz. Lakin bir çok kişi için durum bu değil. Bilmediklerinden değil, unuttuklarından. Birçoğumuz doğa ve kendimizden o kadar kopuk yaşıyoruz ki, doğanın iyileştirici gücüne erişimi kaybediyoruz. Yine birçoğumuz stresli yaşamların, modern hayatın getirdiği koşturmacanın, teknolojinin içinde kayboluyoruz. Bunun için bazılarımız doğaya, ormana çıkıyor rahatlamak adına ama orada hiçbirşey yapmıyor olmaktan huzursuz hissetmeye başlıyor ve hatta sadece rahatlıyor olmaktan bile suçluluk hissediyor!

Burada terapist doğa ancak rehber önemli bir rol oynuyor. Rehber yavaşlamanıza, hislerini uyandırmanıza ve sizinle doğa arasındaki ilişki için yolları açma konusunda hizmet eder. Bunu da bir takım davet setleri ve kısa meditasyonlarla birlikte yapılandırılmış yürüyüşlerle yapar. Her davet, ormanla kişisel ilişkinizin derinleşmesi için bir fırsattır. Doğa ile bu ilişkiyi oluşturmaya ve geliştirmeye başladıkça, doğanın bilgeliğini içinizde hissedersiniz. Suyun engellerin etrafından nasıl aktığını, yeniden büyüme için ağacın yapraklarını nasıl bıraktığını ve karıncaların nasıl hareket ettiğini tanımaya ve görmeye başlarsınız.

Bakmak ve görmek, dokunmak ve hissetmek, duymak ve dinlemek arasındaki farkları hissetmeye başlarsınız. Rehber, belki çocukluğunuzdan beri yapmadığını ya da belki hiç deneyimlemediğiniz, doğayı araştırabilmek için gerekli alanı yaratmak için kapıyı açar. Rehberler, bu deneyimleri yaşayabilmeniz için doğayla birlike çalışır. Ormanı iyi bilir ve ormanlar derin bir ilişki kurarlar.

Hali hazırda doğayla harika bir ilişkiniz bile olsa, meditasyon pratiğiniz olsa bile bir rehber liderliğinde rahatlamak, bırakmak ve davetleri uygulamak; zaman ve mekan kaygısı olmadan; harikadır.

Bahar/yaz aylarından itibaren düzenleyeceğim orman banyosu gezilerine şimdiden davet edilmiş varsayın kendinizi. Sizi temin ederim ki, ormanda keşfetmenizi bekleyen bir şifa var.

“İyi hissetmek iyi, daha iyi hissetmek daha iyidir”  🙂

Araştırmalar

  • Penceresiz bir odada bir saat süren zorunlu bir sınava giren 46 öğrenci ardından bazı psikolojik testlere katılmaya ve 50 slaytlık bir sunum izlemeye gönüllü olmuşlardır. Soruları cevapladıktan sonra öğrenciler iki gruba ayrılmışlardır. Bir grup içinde binaların olmadığı doğal ortam fotoğraflarına, diğer grup ise grafiti ya da çöp içermeyen kentsel mekanların (ticaret ve sanayi alanları) fotoğraflarına bakmışlardır. Fotoğraflarda insan ve hayvan bulunmamaktadır. Psikolojik test sonucunda, bir saatlik sınavın ardından gerçekten de biraz stresli ve bitkin olan öğrencilerin iki farklı çevrenin fotoğraflarına baktıktan sonraki ruhsal durumları ve bakış açıları arasında çarpıcı farklar tespit edilmiştir. Doğa manzaraları olumlu etkileri arttırmış, doğa manzaralarına bakan grupta sevgi, neşe, cana yakınlık ve sevinç duyguları yükselmiştir. Kentsel manzaralara bakanlarda ise bu manzaraların öğrencilerde yol açtığı tek duygu mutsuzluk olmuştur. Doğa manzaraları öfke ve saldırganlık duygularını azaltma eğilimindeyken kentsel manzaralar bunları arttırma eğilimindedir. Stresin sağlık durumunu kötüleştirebildiği, olumlu bakış açılarının ise stresi engelleyip sağlık durumunu iyileştirdiği göz önünde bulundurulduğunda bu çalışmanın sonuçlarının çok önemli olduğu açıktır.
  • Bir başka araştırmada ise elektroensefalograf (EEG) cihazı kullanılarak beyin aktivitesini ölçülmüştür. Beklendiği gibi, araştırma ekibi doğa manzaraları görmenin daha yüksek alfa dalgası genliği ile ilişkili olduğunu tespit etmişlerdir. Yüksek alfa dalgası genliği olumlu bir durumdur ve artan serotonin üretimi ile ilişkilendirilir. Serotonin sinir sistemine etki eden bir kimyasaldır. Hemen hemen tüm antidepresan ilaçların sinir hücreleri arasındaki iletişimde kullanılmak üzere serotonin kullanılabilirliğini arttırarak çalıştıkları düşünülmektedir ve bu yüzden “mutluluk hapı” olarak adlandırılırlar. Anksiyete ise düşük alfa dalgası genliği ve artan beta dalgası aktivitesiyle ilişkilendirilir.
  • Araştırmacılar bunu takip eden başka bir çalışmada kalp, cilt ve kas okumaları aracılığıyla doğa manzaralarının stres fizyolojisini etkileme özelliğini değerlendirmişlerdir. Yaklaşık 120 üniversite öğrencisi, iş yerinde trajik sonuçlar doğuran hatalarla ilgili (Böyle Olması Gerekmezdi başlıklı) gerilimli bir video izlemişlerdir. 10 dakikalık videonun hemen ardından denekler ya kentsel bir manzara (trafik ve kalabalık olan ve olmayan ticaret bölgeleri) ya da doğal manzaralar (su kaynağı olan ve olmayan ağaç ve bitki örtüsü görüntüleri) içeren 10’ar dakikalık videolar izlemişlerdir. Nesnel ölçümler doğa manzarası izletilenlerin ilk videoyu izlemenin yol açtığı stresten daha hızlı ve tam bir şekilde kurtulduklarını göstermiştir. Doğa bir tür görsel diazem etkisi göstermiş, doğa manzaraları olumlu düşünceleri tetiklemiş ve stres kaynağının ardından hissedilen öfke ve saldırganlığı azaltmıştır. Katılımcıların pek çoğu için doğa manzaraları sadece stresli videonun etkilerini gidermekle de kalmamış, olumlu bakış açısı bildirim puanları test öncesine göre daha yüksek çıkmıştır.
  • Japon araştırmacılar yeşil bitkileri bir saksıdan diğerine aktarma görevi verilen 119 yetişkin denekte fizyolojik stres göstergelerini değerlendirmişlerdir. Saksılara sadece toprak dolduran yetişkinlerle kıyaslandıklarında bitkilerle çalışan kişiler görevin hemen ardından daha yüksek alfa dalgası üretimi göstermişlerdir. Ayrıca EMG ölçümlerinde daha düşük kas gerilimi ve yorgunluk hissinde öznel düşüşler göstermişlerdir.
  • Bir başka araştırmacı 1972 ile 1981 yılları arasında Pennsylvania’daki bir banliyö hastanesinin kayıtlarını incelemiştir. İncelemesini çok sınırlı tutmuş, sadece bu süre içinde aynı şekilde safra kesesi aldırma (kolesistektomi) ameliyatı olmuş yetişkinleri ele almıştır. Hastalar arasındaki tek fark nekahet dönemini geçirdikleri odadır. Hastanenin bir cephesindeki odalar bir koruluğa bakarken diğer cephesindekiler tamamen farklı bir manzaraya, kırmızı tuğladan bir duvara bakmaktadır. Sonuçlar oldukça çarpıcıdır: Ağaçlı manzaraya bakanlar hastanede çok daha kısa süre kalmış ve ameliyat sonrası daha az şikâyet yaşamışlardır. Ayrıca ameliyat sonrasında daha hafif ağrıkesiciler (uyuşturucu madde yerine aspirin) kullanmışlardır.
  • Danimarka’da 11.000 yetişkin üzerinde yapılan bir araştırmaya göre yeşil alanlardan (ormanlar, parklar, sahiller ve göller) bir kilometreden daha uzakta yaşayanların yüksek stres bildirme ihtimali %42 daha yüksektir ve genel sağlık, zindelik, ruh sağlığı ve bedensel ağrı değerlendirmeleri daha kötüdür. Bir kilometre mesafede sadece %10 oranında yeşil alan bulunanlarda, evine yakın yeşil alan miktarı azami olanlara kıyasla, depresyon riski %25, anksiyete bozuklukları riski %30 daha yüksektir. Bunlar şaşırtıcı bulgulardır.
  • Ayrı bir çalışmada dikkat eksikliği bozukluğu (ADD) tanısı konmuş çocuklar 20 dakikalık rehberli bir yürüyüşe çıkmadan önce yönlendirilmiş dikkat yorgunlularını arttırmak için bir dizi zorlu yapbozlar yapmışlardır. Bu son çalışmaların yöntemlerine uygun şekilde bir grup kentsel bir ortamda bol yeşillikli bir parkta, bir grup şehir merkezinde ve üçüncü grup bir konut bölgesinde yürüyüş yapmıştır. Araştırmalar üç bölgede de aynı miktarda grafiti ve çöp bulunmasına, nispeten engebesiz bir rota seçmeye ve ortam gürültüsü ve yaya trafiğinin düşük seviyede olmasına dikkat etmişlerdir. Ayrıca yürüyüşler benzer hava şartlarında gerçekleştirilmiştir. Bu ortamlardan birinde 20 dakikalık yürüyüşün ardından çocuklar, bir dizi nesnel dikkat ve işlev ölçümünden geçirilmek üzere, araçla sessiz bir iç mekâna getirilmişlerdir. Sonuçlar açık ve net bir şekilde bilişsel geliştirici olarak doğal ortamın lehine olmuştur. Parkta yürüyen çocuklar açık ara öne geçmiş, bilişsel işlevlerindeki gelişme en çok satılan iki ADHD ilacı için bildirilenle aynı düzeyde olmuştur.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir